Modernitenin bozmaya çalıştığı özel ilişki: Dua / Allah-kul ilişkisi

Aşkın bir varlığa iltica edip ona sığınma olan “Dua” insanın kendine ve etrafındakilere bakışında meydana gelen köklü değişim sonucunda artık tanrıya ihtiyacının kalmadığını hissettiği veya kendisini tanrının yerine koyduğu modern batı medeniyetinin yükselme çağına kadar tüm dinler ve medeniyetlerde kabul edilmiş olan bir olguydu.

Dünyanın her tarafında ibadet ve dua için inşa edilmiş muhteşem mabetler insanın duanın sadece ferdi değil toplu formuna da verdiği önemi göstermektedir.[1]

Dua kelimesi, "çağırmak, seslenmek, istemek: yardım talep etmek" manasındaki da'vet ve da'va kelimeleri gibi masdar olup, "küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vaki olan talep ve niyaz" anlamında isim olarak da kullanılır. Ayrıca Allah'a sunulacak talepleri sözlü veya yazılı olarak dile getiren metinlere de dua denilir.[2]

            İslam dini duaya önem verme noktasında oldukça ileri gitmiş ve bu dinin temel referans kaynakları olan Kur’an ve Sünnet’te üzerine çokça vurgu yapılmıştır. Hatta bir hadiste “Dua ibadetin beyni-özü-“ (Tirmizi: Da’avat,1) olarak vasıflandırılmıştır.

Kur’an’daki şu ayetse duanın önemini tek başına ifade etmek için yeterlidir:

(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! (Furkan:77)

            Medeniyetin bilgi ve amel boyutu veya teori ve pratiği arasında bir iç bütünlüğünün olması gerekir. İşte İslam medeniyetinin temel kaynaklarından olan Kur’an’da geçen “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin/anın”(Ahzap:41) emrini medeniyetin ikinci kaynağı olan Sünnet günlük yaşamın her anında yapılacak duaları öğreterek pratiğe dökmüştür. Zira evimizin içi ve dışı olmak üzere hayatımızda yaptığımız her işin bazen başlangıcında, bazen sonunda bazen de hem başında hem sonunda yapılması tavsiye edilen dualar bize Allah’ı unutmadan, onunla bağımızı koparmadan ve onun varlığını her yaptığımız işte hatırlatarak yaşamımızı devam ettirmemize sebep olmaktadır.

“İbn Manzûr, dua etmenin başlıca üç şeklinin bulunduğunu belirterek bunları şöyle sıralamıştır : Allah 'ın birliğini dile getirme ve O'nu övgüyle anma. 2. Allah'tan af, merhamet gibi manevi isteklerde bulunma. 3. Allah'tan dünyevi nimetler isteme (Lisanü'l-'Arab, "d'av" md.). Aynı müellif, genellikle "Ya Rabbi, Allahım " gibi hitap ve çağrı ifadeleriyle başlayan veya Allah'ı övgüyle anan her sözün -içinde bir dilek ve istek bulunmasa da- dua olduğuna işaret ederek buna Hz.  Peygamber'in arefe günüyle ilgili bir hadisinde geçen, "Arefede benim duam ve benden öncekilerin duası 'La ilahe illallahü vahdehü la şerlke leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir' sözüdür" şeklindeki açıklamasını delil gösterir; bundan dolayı tehlil (la ilahe illallah), tahmid (elhamdülillah) gibi dini ifadelere islami gelenekte dua denildiğini hatırlatır.”[3]

Carrel ise dua hakkında şöyle der: Duayı, ruhun Allah’a yükselişi şeklinde de tarif etmek mümkündür. Yahut da hayat harikasını, mucizesini yaratan bir varlığa karşı gösterilen sevgi ve tapma fiili şeklinde…Hakikaten dua, insanın görünmez bir varlıkla, mevcudatın yaratıcısıyla, hepimizin kurtarıcısı ve hamisiyle fikren ve hissen münasebete geçmek için yapılan gayreti temsil eder.”[4] 

            Şu da dikkatimizi çekmektedir ki, insanın duaya yüklediği anlam ve duada kullandığı lafızlar o medeniyete mensup kimselerin yaratıcı inancı, inanç değerleri ve dünyaya bakışını da yansıtmaktadır.  Buna İslam medeniyetinden bir örnek verecek olursak sadece uykuya giderken ve uykudan kalkınca okunması tavsiye edilen dualar dahi bize İslam medeniyetinin birçok konudaki bakışını özetlemektedir:

Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen âlemleri yaratan Allah'ım! Ey her şeyin Rabbi ve sâhibi! Senden başka ilâh bulunmadığını kesinlikle söylerim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun Allah’a şirk koşmaya davet etmesinden sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 14, 95)

"Allah'ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Sırtımı sana dayadım. Ümit bağladığım sen, korktuğum yine sensin. Senden kaçıp sığınacak ve senin elinden kurtulacak bir yer varsa yine sensin. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberine iman ettim." (Buhârî, Vudû 75, Daavât 6; Müslim, Zikir 56)

            Bu lafızlardan İslam medeniyetinin Allah tasavvuru ve insanın O’nun karşısında kendisini nerede gördüğü açıkça anlaşılmaktadır. Tevhidi anlayış uyku dualarında dahi görünmektedir. Her şeyin yaratıcısı, rabbi ve sahibi olan, bütün işlerin ona ısmarlandığı her şeyin ondan beklendiği ve teslim olunan bir Allah’a inanan kimsenin tabi ki sekülerist veya hümanist bir dünya görüşü taşıma imkânı olmayacaktır. Olursa da kendi içinde bir çelişki yaşayacaktır.

            Dua mefhumuyla ilk tanışmam ilkokula başladığım yıllarda akşam namazları dönüşünde babamın öğrettiği dualar ve yine babaannemin yanında kaldığım günlerde uyumadan önce yapmamı öğrettiği dua ile olmuştu. Babaannemim uyku dualarının çoğunu unutmama rağmen babamın öğrettiği dualar hala devam ettim dualardır. Bununla birlikte lise mezuniyetinden sonra gittiğim Pakistan’da yaşadığım tecrübelere kadar babamdan öğrendiğim birkaç dua dışında duaya etmeye çok istekli olduğumu söyleyemem. Belki de bunun sebebi gençlik çağında oluşumuzla birlikte yaşadığımız çevrede dua konusuna yeterince bir ilgi olmamasıydı. Çünkü bize “dua” her zaman yapılacak bir şey olarak değil sadece çaresiz kaldığımızda sığınılacak bir sığınakmış gibi öğretilmişti veya yaşanan pratik böyle bir anlayışa itiyordu. Duanın, daha önce belirttiğimiz gibi tüm hayatı kuşatan bir kavram olduğu zihnimizde yoktu.

            Dua ile asıl etkileşimim veya konuyu idrak edişim Pakistan’a gitmemden birkaç yıl sonra başladı. Oradayken yakalandığım bir hastalığa modern tıptan herhangi bir çare bulamamam Pakistan’da oldukça yaygın olan bitkisel tedavilere yönelmeme sebep oldu. Pakistan’da neredeyse her bölgede Yunan tıbbı denilen bir bitkisel tedavi merkezi, ona yakın bir yerde homeopati dükkanları vardır.  Bunlar Pakistan’da modern tıbba rekabet eden geleneksel tedavi yöntemleridir. Fakat asıl ilginci bunlar kadar yaygın olmasa da bazı yerlerde gördüğüm ve mahir-i ameliyyat denilen dua ve okuma yoluyla tedavi çabalarını görmem oldu. Daha sonra Pakistan’da kaldıkça üç günde sadece okuyarak Hepatit tedavi edenlerden yine dua ile kanser tedavi yapanlara kadar pek çok kimsenin olduğu duyduk ve bunlardan bazılarıyla da tanıştık. Türkiye’de belki de modern Batı medeniyetinin etkisinden kaynaklanan dualara karşı bir kayıtsızlık yerine orada duanın oldukça önemli olduğunu gördüm. Bunda çeşitli faktörler etkin olabilir. Bunların en önemlilerinin; Pakistan Müslümanlarının genelinin Türkiye kadar Batı etkisinde kalmamaları, geleneksel yapılarını korumaları ve en önemlisi İslam medeniyet tasavvurunu büyük ölçüde koruyan klasik dini medreselerin çokluğu ve halk üzerinde etkilerinin oldukça yaygın olması olduğuna inanıyorum. 

            Dua ile ilgili ilginç bir tecrübe olarak “Hızbu’l bahr” duasıyla tanışma serüvenim de Pakistan’daki unutmadığım hatıralar arasındadır. Söz konusu duanın etkinliğini şahsi olarak tecrübe etmem beni daha sonraları bu önemli ve etkin duaya yapılan bir şerhi Arapça’dan Türkçe’ye çevirmeye ve dua konusunu birçok yönüyle idrak etmeye kadar götürecekti. 

            İslam medeniyetinin referans kaynaklarından olan Kur’an ve Sünnet’te duaya olan büyük vurguya rağmen günümüz toplumunda duaya hakikatine uygun oranda bir değer verilmediğini görüyoruz. Alexis Carrel’in Fransız toplumu için yaptığı şu tespit “modern insanlara göre dua, hükmünü doldurmuş, battal bir alışkanlık, faydasız, boş bir batıl itikat, bir medeniyetsizlik, barbarlık kalıntısı olarak tasavvur edilmektedir. Fakat, hakikatte, duanın tesirlerinden tamamıyla habersiz yaşıyoruz.”[5] İki toplum arasındaki ilah tasavvurundaki farklılıktan dolayı bu kadar keskin olmasa da bizim toplumumuzun en azından bir kesimi için de geçerlidir kanaatindeyim.  

            Medeniyetlerdeki tasavvur değişikliklerinin o tasavvura dayanarak ortaya çıkan fiilleri nasıl etkilediğini görmek için Batı medeniyetindeki duaya olan yaklaşımı örnek verebiliriz. Batı medeniyetinin tasavvurunun Hristiyanlık’a dayalı olduğu dönemde oldukça revaçta olan dua, bu medeniyetin daha sonraları genel olarak dini bakıştan özel olaraksa Hristiyanlık’tan uzaklaştığı modern dönemde değersizleşmiştir. Carrel “muhtemeldir ki devamlı olarak dua eden Fransızların, nüfusa nispeti  %4 veya 5’i geçmez.[6]” diyerek bu değersizleşmeyi teyit etmektedir.  Çünkü Batı medeniyeti artık kendisini hiçbir tanrıya ihtiyacı olmadığını ilan ettiği hümanizm zemini üzerinde oturuyordu.

Hümanizm ise Batı’nın anladığı şekliyle terim olarak “ insanın dünyanın efendisi olduğu, onun gidişatını belirlediği ve hiç kimseden, bu tanrı bile olsa, herhangi bir emir, talimat ve yönlendirme almadığı manasına gelmektedir.”[7]

1973 yılında yayınlanan hümanizm taraftarlarının yayınladığı ve binlerce düşünürün imzaladığı metindeki açıklama şu şekildedir:

“İlk olarak, biz insan türü için herhangi bir ilahî yardım ve ilahî hedef görmüyoruz. Hiçbir tanrı bizi kurtarmaz, bilakis biz kendimizi kurtarmalıyız. İkinci olarak, ebedi saadete teşvik etmek ve ebedî lanetle korkutmak sadece bir vehim ve hayal değil aynı zamanda zararlıdır. Bu, insanı günümüz problemlerinden, kendini gerçekleştirmesinden ve toplumsal adaletsizliklerin çözümlenmesinden uzaklaştırmaktadır. İnsanoğlunun problemlerini çözmek için sahip olduğu en uygun metot ve yol, insan için endişelenen ve onunla ilgilenen eleştirel düşüncedir.”[8]

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki farklı medeniyetlerin insanlarının duaya bakışı tanrı inancı, onda var olduğuna inandığı vasıflar, dünya görüşü gibi etkenlere göre değişmektedir. Buna örnek olarak Batı ve İslam medeniyetini örnek verebileceği gibi aynı medeniye mensup olan Pakistan ve Türkiye Müslümanları arasındaki duaya bakıştaki fark da örnek olabilir. Zannımca Türkiye ve Pakistan Müslümanlarının yukarıda zikrettiğimiz duaya yaklaşım konusundaki farkı, bugün Türkiye’deki Müslümanlarının büyük bir kısmının etkisinde kaldığı Batı medeniyetinin ilkelerinin pek çoğunun kabul etmesindendir. Dolayısıyla dua konusunu hakkıyla idrak etmek için medeniyet tasavvurumuzu başka tasavvurların etkilerinden kurtarmalı ve tasavvurumuzun referans kaynaklarındaki temellere dönmeliyiz.

 

[1] Farklı dinlerin duaya bakışı için bkz: TDV İslam Ansiklopedisi, Dua md. Cilt, 9, s, 529-530

[2] A.g.e. s.529

[3] A.g.e. s. 530, Ayrıca duanın farklı anlamları ve boyutları için bkz: Nursi, Said, Mektubat, Envar Neşriyat, İstanbul, 2014, s. 299-302

[4] CARREL Alexis, Yarınlara Doğru, Yağmur yayınları, İstanbul 1981, s.442

[5] CARREL, s.419

[6] A.g.e. s.447

[7] DİN, Muhammed, Dünya Dinlerinde Modernizm Krizi ve İslam, Çev. Muhammet Uysal, Endülüskitap, İstanbul, 2013, s.81

[8] A.g.e. s.82, "Human Manifesto II". 1973 published in Corliss Lamont, The Philosophy of Humanism (New York: Humanist Press, 1977), Appendix II, s. 316-327.