Acıların şehri; Lahor

Bazı insanların yanında kendinizi iyi hissedersiniz. Yine bazı mekanlarda ve şehirlerde de kendinizi iyi ve güvende hissedersiniz.

O yüzden orayla sizin aranızda bazen sebebini bilmediğiniz bir gönül bağı oluşur. Pakistan’ın Lahor şehri benim için işte böyle bir mekân. İlk gittiğimde bu şehri sevmiştim ve hâlâ Lahor benim için özel bir yeri olan şehirlerdendir. Pakistan’a gitmiş sonra da Lahor’u görmeden gelmişseniz; buna Pakistan’a gittim adı verilmez diye düşünüyorum.

Tarihî bir şehir olan Lahor büyük tarihi olaylara şahit olmuş ve önemli şahsiyetlere ev sahipliği yapmıştır. Lahor, beş nehir anlamına gelen Pencap eyaletinin başkentidir. Meşhur nehirlerinin beslediği uçsuz bucaksız arazilerindeki tarımla Pakistan’ı besleyen bir şehir olmakla birlikte içinde barındırdığı kültürel ve dini hareketlerle Pakistan’ı başka bir yönden de besleyen bir mekândır.

Lahor’a gezi için gitmek istiyorsanız en ideal vakit; Kasım, Aralık veya Mart’ın 15’inden Nisan’ın sonlarına kadar ki süredir.  Biz buna Kasım ve Mayıs ayları arası diyebiliriz. Mayıs ayının ortalarında Lahor’un insanı sıkan nemli ve kavurucu sıcağı başlayacağı için zevkli bir gezi olmayacaktır.  Kişisel mazimde, bir keresinde Pakistan’ın en sıcak ayı kabul edilen Temmuz ayında cehennemi bir sıcakla harmanlanmış Lahor’da kaldığım iki haftayı unutmak mümkün değil. Dostların muhabbeti de olmasa bu iki haftayı eziyet olarak kabul edecektim.

Eğer, Lahor’a Türkiye’den uçakla doğrudan veya Karaçi’den aktarmalı bir seferle gitmemiş, başkent İslamabad’dan Lahor’a otobüsle gidecekseniz;  “Daewo” isimli otobüs firmasıyla rahat bir yolculuk yapabilirsiniz. Otobüs yolculuğu için farklı bir firmayı tercih etmişseniz,  sabaha kadar sesi sonuna kadar açılmış Hint müziği eşliğinde yolculuk etme şansınız baya yüksek. Bir Lahor seferinde; muavine “Neden müziği son sesine kadar açıyorsunuz? dediğimde “Şoför uyumasın”  diye ilginç bir cevap almıştım.

Lahor’un en önemli tarihi yapısı şüphesiz Padişah Camisi. Osmanlı mimarisinden farklı bir mimariyle bina edilen cami ilginç bir yapı. Avlusuyla birlikte hesaplanan namaz kılma alanı dünyadaki en geniş kapasiteli camilerden birisidir. Pakistan’ın meşhur inşaat unsuru kırmızı dolgu tuğlalarla kaplanmış bir cami. İlk cemaat mahallinin dışındaki avlu da kırmızı tuğlalarla döşenmiş. Caminin karşısında Sultan’ın sarayı bulunmaktadır. Babürlülerin en meşhur sultanlarından olan Alemgir tarafından yaptırılan cami hem tarihte hem modern zamanlarda yeni camilerin mimarisinde ilham kaynağı olmuştur.

Pakistan’ın milli şairi Muhammed İkbal’in mezarı cami girişinin soluna düşüyor. İkbal’e yakınlık duyuyorsanız ve kabrini ziyaret ederseniz, hem kabir ziyareti hem bu tarihi camiyi ziyaret etmiş olacaksınız. 17. yüzyıl yapısı olan bu muhteşem cami bölgenin yüzlerce yıllık mimari mirasının bir arada bulunduğu bir mekân.  Cami Sihlerin Lahor’u ele geçirdiği 19.yüzyılda Sihler tarafından hoyratça kullanılmış ve bazı yerleri yıkıma uğramıştır. Bu yüzden caminin bazı unsurları birkaç defa restore edilmiş.

Caminin hemen yakınındaki meydanda Pakistan tarihinde önemli bir yeri olan Minare-i Pakistan dikili. Bağımsızlık bildirgesi burada okunmuş. 

Lahor’un en önemli tarihi yapısı Padişah Camisi iken, en önemli ziyaretgah mekanı Data Darbar olarak meşhur Keşfu’l Mahcup yazarı Ali Hucviri’nin medfun olduğu mekandır. Ali Hucviri’nin türbesi hiç boş kalmaz. Yılın her mevsimi günün her saati ziyaretçileri olur. Taze gül yapraklarıyla kaplı mekândaki hoş gül kokusu, mekânın ruhaniyetiyle birleşince sizi alıp başka dünyalara götürüyor. Kalabalık ziyaretçi akımı olmasa hoş gül kokusu ve mekânın ruhaniyetinin size verdiği dinginlikle saatlerce orada kalmak isteyebilirsiniz.

Ali Hucviri Lahor’un tarihinde en önemli şahsiyetlerden birisidir. Lahor’da İslam’ın yayılmasında rol oynamış büyük bir şahsiyet. Hucvirî’nin sadece tebliğci kimliği değil, tasavvuf literatürüne büyük bir ilmi katkı olan “Keşfu’l Mahcup”  isimli eseri de onun değerine değer katmaktadır.  Daha önce Hucvirî hakkında özel bir bilginiz ve ilginiz yoksa ; buranın Hucviri ismiyle bilinmemesinden dolayı orayı ziyaret edip medfun şahsiyetin kim olduğunu bilmeden dönebilirsiniz.

Lahor’da bunun dışında pek çok âlim ve sufinin kabri bulunmaktadır. Fakat Türkiye’de Nakşibendi tarikatı silsilesinden dolayı oldukça meşhur olan İmam-ı Rabbânî’nin halifesi ve oğlu Muhammed Masum’un da hocası olan Şeyh Tahir Lahorî’yi zikretmeden geçemeyiz. Padişah Camisine 10 dakikalık mesafede olan Çaburci mıntıkasında medfun olan Şeyh Tahir, gittikleri mekânlarda Allah dostlarının kabirlerini ziyaret etmeyi sevenlerin listesinde bulunmalıdır.

Lahor’un bir diğer özelliği;  Pakistan’ın kültürel ve ilmî şehirlerinden biri olmasıdır. İslamî ilim tedrisatı yapan ve binlerce talebeye sahip birçok önemli medreseye sahip olan Lahor, İkbal ve eserleri hakkında araştırmalar yapan İkbal Akademi’nin bulunduğu şehirdir. Bu arada günümüzde Lahor’a farklı bir kültürel özellik katan Süheyl Akademiyi’ de unutmamak gerekir. Süheyl Akademi, özellikle Avrupa’lı mühtedilerin yazdıkları olmak üzere pek çok önemli İngilizce kitapları orijinal diliyle basıp okuyucuya sunmaktadır. Kültürlü kesimin İngilizce eserleri orijinal dilinden okuyabilmesi Süheyl akademinin işini kolaylaştırmaktadır.      

   Lahor canlı bir şehirdir. Bu yüzden pek çok hareketin ve fikrin merkezi olmuştur. Pakistan’ın kuruluşundan sonra iki önemli hareketin Lahor’u mesken tuttuğunu görüyoruz. Bunların ilki “Tebliğ Cemaati” dir. Kendilerine has bir üslupla çalışmalar yapan bu cemaatin kurucu kendisi bir sûfi olan Mevlana Muhammed İlyas’tır. Fakat şu anda oldukça büyüyen hareket bir sufi hareketten daha çok halk hareketine dönüşmüş içinde birçok farklı görüş ve meşrepten insanı barındırmaktadır. Cemaat Lahor’un Rayvınd bölgesini kendisine merkez seçmiş.  O yüzden eğer, otobüsle Lahor’a gidiyorsanız kuvvetle muhtemel aynı otobüste Pakistanlı veya diğer ülkelerden gelip Tebliğ Cemaatinin merkezine giden birileriyle de karşılaşacaksınız demektir. Cemaat merkezine uğrarsanız sadece Türkiye’den gelen Türkler değil, Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen Türklerle de karşılaşabilirsiniz.

Diğer bir hareket ise;  rahmetli Mevdudi’ nin kurduğu “Cemaati İslami” dir.  Aslen Lahor’lu olmayan Mevdudi, İkbal’in beraber çalışma önerisiyle Lahor’a gelir. İkbal vefat edince de kendi hareketini oluşturur. Multan Road üzerinde genelde Cemaati İslami mensuplarının yaşadığı ve içinde sağlıktan eğitime kadar birçok müessesinin bulunduğu Mansura kompleksi de önemli bir mekândır. Mansura içerisinde bulunan camii güzel bir proje ile yapılmış ve minaresi başta olmak üzere tezyinatı göz alıcıdır. Mevdudi’nin aile kökenleri sufi olmasına rağmen bazı yerel pratiklerden dolayı sufilere pek yakın durmayan cemaat, üniversitelerde entelektüel kitle üzerinde oldukça etkilidir. 

Lahor birçok özelliğinin yanında yemekleriyle de meşhurdur. Lahor’daki meşhur Food Street (yemek caddesi diyebiliriz) farklı yemekleri tatmak isteyenler için bir seçenek olabilir. Nohut tüketimi oldukça fazladır. Sadece nohuttan 20 farklı yemek yapılabiliyor. Nohut tüketimi kahvaltıda başlıyor akşama kadar sürüyor. Lahor’un klasik kahvaltısı ekmekle yenen nohut haşlaması, Helvapuri denilen irmik helvası ve paça çorbasıdır. Pakistan’ın genel kahvaltı kültüründeki ana unsur ise bizim Denizli’de genelde Ramazan bayramında bolca yapılan katmerin küçük halidir. Bazıları sade bazıları patatesli veya kıymalı yapılır.

Son olarak yemekler hakkında şunu söyleyebilirim. Lahor yemekleriyle meşhur olmasına rağmen şu anda bu kültür tarihtekiyle aynı mıdır bilmem. Çünkü Lahor yeklerine konulan ve aşırı diye tabir edilebilecek acı, yediğiniz yemeğin gerçek tadını almanızı engelliyor. Belki de Lahor’lular bu acının içindeki gizli tatları algılıyorlardır…

Bu arada kalabalık Lahor yollarında aşağıdaki gibi ya da benzer ilginç görüntüler her zaman karşınıza çıkabilir. 

Top